RSS Feed     Twitter     Facebook

Türkiye’nin Demokratik Açılımı

Font size:

fotoÄŸraf.JPG

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konjonktür  çok  müsait,  Kürt sorununu çözmeliyiz mealinde ki açıklaması ile birlikte bir süreç başladı.

Bu sürecin adına önce “Kürt Sorunu”  sonra “Kürt Açılımı” daha sonrada “Demokratik Açılım” denildi. Adı ne olursa olsun bu sorun bu gün Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir. Bu sorun sadece o bölgede yaşayan insanların sorunu değil tüm Türkiye’nin sorunudur. Çünkü  Kürt meselesi genel olarak, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine ait bir sorundur.

Çözüme dönük yapılan çalışmaların ilk adımı, sorunun tanımı olmalıdır ve uygulamaya konulacak program bu tanımın üzerine bina edilmelidir. Çünkü;  geçmişten günümüze tartışmalar Kürt sorununun tanımında yaşanmıştır. Sorunun tarifinde birbirinden tamamen farklı  ve çoğu kez de birbirinin tamamen zıddı yaklaşımlar olmuştur.

Şu hususu iyi anlamak lazım; Bir sorunun çözülebilmesi için öncelikle iyi anlaşılması ve doğru bir şekilde tanımlanması gerekir. Teşhiste ittifak etmeden tedaviye geçmek ve başarıya ulaşmak mümkün değildir.

  • ÇÖZÜME İLİŞKİN TEMEL YAKLAŞIM NASIL OLMALI?

Hepimiz aynı medeniyetin varisleri, aynı inancın ve ortak coğrafyanın evlatları  olduğumuzu,  Osmanlı  mirasına sahip ve bu mirası hep beraber taşıdığımızı asla unutmamalıyız. Bu bağlarla sıkı sıkıya birbirine bağlı olan ve bu coğrafyada yaşayan kardeşler topluluğuyuz. Irkçılığın her türüne karşı olmalıyız. Çünkü inancımız, tarihimiz  ve medeniyet değerlerimiz  içerisinde ırkçılık, herhangi bir ırkın diğerine karşı tekebbürü/üstünlüğü  asla yer bulamamıştır. Bu itibarla bu sorunun çözümünün temelinde daha fazla kardeşlik olmalıdır.

Biz bu kardeşliği tam olarak tesis edemediğimiz için Türkiye, Suriye, İran, Irak Kürt sorununu çözmek için bölge dışında ki merkezlerden imdat bekler hale geldik.

Bu itibarla; Kürt Sorunu sadece Türkiye’nin sorunu değil bu bölgenin sorunudur. Bu coğrafyada yaşayan topluluklar bir araya gelmeden, birlik olmadan bu coğrafyaya huzur gelmez. Onun için temel ilkemiz daha fazla kardeşlik olmalıdır.

SORUNU TÜRKİYE TEK BAŞINA ÇÖZEBİLİR Mİ?

Gelinen noktada Kürt  sorunu artık sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir iç sorun olmaktan çıkmış, bölgesel (hatta  uluslararası) bir boyut kazanmıştır.

Herkesin kendisi olarak kalabileceği, bireysel ve kültürel haklarına sahip olacağı, kültürünü geliştirebileceği, güvende olacağı, karnının doyacağı, onuru ile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin geçimini sağlayabileceği, haksızlığa uğrayanın hakkının kendisine teslim edileceğinden emin olacağı, insanların kendi yöneticilerini kendi hür iradeleri ile seçebileceği şartların oluşturulması zorunludur. Bunun için bütünlükçü bir yaklaşım gereklidir; sadece Kürt sorunu değil, din sorunu, mezhep sorunu, vesayet/demokrasi sorunu ve fakirlik/adalet sorunu eş zamanlı olarak ele alınmalıdır.

Böyle bir irade olsa bile bütün bunları Türkiye’nin tek başına yapması mümkün değildir. Bu nedenle konuya bir bölge politikası olarak bakılmalıdır.

Çare kesinlikle bölge dışındaki merkezlerde aranmamalıdır. Bölgeyi etnik-dinî-mezhebî farklıklar üzerinden parçalayıp yönetmek isteyen dış güçlerden Kürt sorununu çözmek için yardım beklemek veya istemek tarihi bir hata olur.

Sorunun çözümü, sorunu bir bölge politikası olarak ele almak ve  bölgesel bir birliktelik sağlamak ile olacağını ifade ettik.

Çünkü; bundan 60 yıl evvel, İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa ülkeleri karşılıklı olarak on milyonlarca insan öldürdüler. Şimdi, AB projesi tek devlete doğru gitmektedir.

20. Yüzyılın başına kadar paramparça durumdaki Avrupa, ulus devlet projesiyle entegrasyonunu sağlarken, aynı projeyi, emperyalist politikalarını gerçekleştirebilmek için doğuyu parçalamakta kullanmıştır. Bu topraklardaki etnik temelli bölünmenin arkasında apaçık bir şekilde emperyalizm vardır.

Bu gün gelinen nokta;  birinci ve ikinci dünya savaşının dayattığı model bölgede iflas etmiştir. Irak işgali bunun bariz kanıtıdır. Kendileri de 1915′te kurdukları projenin iflas ettiğinin farkında olduklarından tankları, topları, uçakları, cinayetleri ve katliamlarıyla tekrar bu bölgededirler.

Kürdüyle, Türküyle, Arabı ve İranlısıyla bölge halkları; Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşadıkları işgal ve acıları, kardeş kavgalarını bir başka proje ile tekrar yaşayacak bir sona doğru sürüklenmek istenmektedir.

Fakat; Bölge halklarının birleşmek için birçok sebebi ve imkânı vardır. Emperyalizmi bölgeden kovmak, kaynaklarına ve onuruna sahip çıkmak, insanları için barışı tesis etmek, çocuklarına güzel bir gelecek kurmak… Bunu hiç bir bölge ülkesi tek başına yapamaz, bu, ancak bir birlik düşüncesi ile mümkündür.

  • HUKUKİ REFORM SÜRECİ VE YENİ BİR ANAYASA

Mevcut , yürürlükte olan Anayasa 12 Eylül’ün olağan üstü şartları  içerisinde yazılmıştır. O günden bu güne geçen 29 yıl içerisinde Anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılsa da, Anayasa ideolojik yapısından arındırılamamıştır.

Mevcut Anayasada açıkça görülmese bile, anayasanın dayandığı felsefi arka plan herkesi zorunlu olarak Müslüman, Türk, Sünni ve seküler olarak görmekte ya da böyle olmalarını beklemektedir. Türk, Müslüman, Sünni ve Seküler bir ulus oluşturma çabası; Kürtlerin, gayri Müslimlerin, Alevilerin ve dindar kitlelerin ötekileştirerek sistem dışına itilmelerine, kendilerini horlanmış ve dışlanmış hissetmelerine neden olmuştur.

Bu yaklaşım halkın azınlıkta kalan bir kısmını özde vatandaş, büyük çoğunluğunu ise sözde vatandaş olarak kabul etmiştir.

Yapılması gereken ilk iş, sadece Kürtler, dindarlar, Aleviler veya gayrimüslimler için değil; tüm vatandaşlar için genel kabul görmüş normları içeren bir anayasal sistem oluşturmak veevcut aktörlerin tahakkümcü eğilimlerinin önüne geçmektir. Bunun için de öncelikle anayasa ideolojik yapısından arındırılmalıdır.

Ülkemizde özgür tartışma ortamının oluşturulması ve Kürt sorunu dâhil yapısal/tarihsel sorunların esaslı bir şekilde çözülmesi için ayrıca;

- Siyasi partiler yasası ve seçim kanunu dâhil olmak üzere siyaset kurumuna ilişkin tüm yasal düzenlemelerin taban demokrasisi, geniş katılım ve temsile uygun olarak tüm toplumsal kesimlerin iradesini siyasete yansıtacak şekilde düzenlenmesi,

- Vatandaşlık tanımının etnik tanımlamalardan arındırılarak tamamen hukuki bir zemine bağlanması gerekmektedir.

Bu üç adım gerçekleştirildikten sonra siyasi ve hukuki reform sürecinin sağlıklı işlemesi ve sorunları tartışarak çözüme kavuşturma imkânı hâsıl olacaktır.

Bu çerçevede, hedeflenen siyasi ve hukuki reform sürecinde “Sebeb-i Hükümet”  sorusuna doğru cevap verilmelidir.

Sebeb-i hükümet bir demir yumruk gibi güçlü yönetim altında güçlü ve zengin bir devlet oluşturmak değil, özgürlük, adalet ve refah prensipleri içerisinde güçlü bireyler üzerinde yükselen Yeniden Büyük Türkiye’yi inşa etmektir.

Siyasi ve hukuki reform bağlamında;

1. Devletin tahakküm ve birikim aracı olmaktan çıkartılması;

2. Devletin herkesin kendini orada görebileceği, inançlarını ve fikirlerinin temsil edilebileceği bir yapıya dönüştürülmesi,

3. Siyasetin kimlikler yerine değerler üzerinden yeniden üretilmesi,

4. Halktan kaynaklanmayan ve millete dayanmayan hiçbir iktidar odağının olmaması sağlanmalıdır.

                                                          Ramazan BURSA

                                                  bursaramazan@hotmal.com

Sosyal Ağda Haberi paylaş: Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Wordpress Googlebuzz Myspace Gmail Newsvine Favorites More
Sevgili Konuk Yorum yap, Veya Yukarı çık Haberin Kaynak Sitesi.

Yorum Yapınız

You must be logged in to post a comment.

Saadet Partisi Rize İl Teşkilatı Rizesaadet |:::... Rize Sadet Admin Paneli ...:::