29 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinden birkaç ay evvel 28.11.2008 tarihinde “Nasıl Bir Belediye Başkanı, Nasıl Bir Belediye İstiyoruz?” başlıklı bir yazı kaleme almıştık. O yazımızda, o gün güncel olan ortak belediye başkan adayı çıkarma başta olmak üzere, belediye başkanının nasıl olması gerektiğini ve Halil Bakırcı’yı değerlendirmiştik. O yazının üzerinden tam 15 ay geçti, seçimler yapıldı, Halil Bakırcı tekrar seçildi. Seçim sonucu açık ve net bir mesaj veriyordu, “Halil Bey seni sevmiyor , ve benimsemiyoruz”.
28.11.2008 tarihli yazımızda Halil Bakırcı’nın beş yılını değerlendirmiş ve şu tespitleri yapmıştık;
1- Despot ve diktatör bir yönetim anlayışına sahip,
2- Halkı dinlemez, şefkat ve merhametsiz,
3- Kendisine oy verenlerin dahi sevgisini kazanamamış bir başkan.
Seçimler oldu ve bitti. Seçim sonuçlarından bir ders çıkarır diye düşündüm. Ama yanlış düşünmüşüm. Halil Bakırcı yine bildiğini okuyor. Dediğim dedik, çaldığım düdük diyor.
Son olaylar hakikaten iç parçalayıcı. Baskıyla belediye işçilerinin, Belediye-İş Sendikası’ndan Hizmet-İş Sendikası’na geçmelerini sağlayacaksın, Hizmet-İş’te ki yağdanlıkların sayesinde işçiye birkaç yıl sıfır zam yapacaksın, sonrada temizlik işlerini ihale ettiğin şirkete yarı fiyatına geçmedikleri için işçileri dışarı atacaksın. Bu nasıl adalet, bu nasıl insanlık? Sonra kalkıp utanmadan, sıkılmadan, hayâsızca “eylem yapan işçiler korkarım işsiz kalacaklar” diyerek pervasızca tehdit edeceksin.
Belediyenin işgüzar başkan yardımcısı da “sözleşmeye imza atın geri kalan 600 TL size zarfla verilecek” diyerek işçileri kandırmaya çalışıyor.
Bunların hepsi olurken işçinin yıllarca sıfır zamla çalışmasına göz yuman, toplu sözleşme metinlerine imza koyarak sıfır zammı destekleyen, işçiye zulüm yapılmasına rıza gösteren Hizmet- İş Sendikası Başkanı Mehmet Alaca “mahkemeye vereceğiz” diyor. Sıfır zamma imza atan, işçilerin ezilmesine ses çıkarmayan teslimiyetçi bu sendikanın bundan sonrada işçilere sahip çıkacağına, haklarını savunacağına inanmıyorum.
*********************************
Çalışma Bakanlığı’nın Öz Gıda -İş Sendikası lehine yaptığı yetki tespiti Ankara 6. İş Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Mahkeme Öz-Gıda- İş’in Çaykur’da yetkili sendika olamayacağına karar verdi. Sendikaların kapıştığı o günlerde Öz-Gıda- İş’in, işçileri sendikalarına üye yapmak için kullandıkları metotları biliyoruz. Öz-Gıda- İş Çaykur işçisine baskı yaptı, işçiler tehdit edildi.
Baskının ve tehdidin en bariz örneği, İsmail Serdar’ın işçilere çektiği mesajlar. Bu mesajlardan bir kaçını sizlerle paylaşayım;
Mesaj 1 – Diyarbakır bölgeye naklinin yapılacağını bil.
Mesaj 2 – Fabrikadan alınacağını bilmeni isterim
Mesaj 3 – En kısa zamanda Kayseri bölgeye nakil olacağını bilmeni isterim. Sendikaya üye olmanda bir şey değiştirmez.
Mesaj 4 – Erzurum bölgeye nakil olacağının bilinmesini isterim. En kısa zamanda
Çalışma Bakanlığı yetki tespiti yaptığı ve Öz-Gıda- İş Çaykur’da çoğunluğa sahiptir dediği o günlerde düşündüm, adamlar baskıyla, tehditle bu işi başardı, İsmail Serdar mesajla filan bu işi götürdü. Fakat hep içim içimi yedi, Bakanlığın yaptığı yetki tespitinden ziyadesiyle rahatsız oldum. Rahatsız olduğum Öz-Gıda- İş Sendikası değil, kullandığı metotlar ve yöneticilerin pervasızlığı idi. Hamdolsun ki Ankara 6. İş Mahkemesi’nin kararı beni rahatlattı. Despotlar ve tehditçiler kazanamadı.
Bence Öz-Gıda- İş Sendikası’nın en büyük stratejik hatası İsmail Serdar’la yola girmesidir, onunla çalışmasıdır.
İsmail Serdar yıllarca Tek-Gıda- İş’te yöneticilik yaptı. İşçiler onu gayet iyi tanıyorlardı. Şimdi İsmail Serdar’ın kalkıp “ey işçi kardeşlerim yıllarca Tek-Gıda’da bulunduk fakat yanlış yaptık, ben doğruyu buldum, sizde Öz- gıda’ya gelin” demesi bir işe yarar mı? Elbette yaramaz ve yaramadı. Çünkü Serdar’ı iyi tanıyorlardı.
Peki Öz-Gıda-İş ne yapmalıydı?
Daha bağımsız, tarafsız, yıpranmamış bir insanla yola çıkmalıydı. Ama bunu yapamadı.
Öz- Gıda- İş treni kaçırdı mı?
Hayır. Bundan sonrada bunu yapabilir, yapmalıdır.
Yazımdan Tek- Gıda’yı destekliyor veya övüyor manası kimse çıkartmasın. Tek Gıda’yı da desteklemiyor ve benimsemiyorum. Çünkü 28 Şubat dönemi beşli çetesini halen unutmuş değilim.
Günün sözü; Bir musibet bin nasihatten evladır.
Ramazan BURSA
09 mart 2010
Cansuyu
Diyanet İşleri Başkanlığı
Genel Merkez
kuran dinle
Milli Gazete
Resim ve Video Galeri