saadet

“Batı Cephesi”nde Evanjelik Çatlamalar!

“Batı Cephesi”nde Evanjelik Çatlamalar!

“Batı Cephesi”ndeEvanjelik Çatlamalar! Batı Cephesi’nde düne kadar belki değişen bir şey yoktu. Fakat artık öyle değil. Zira bu yazının başlığına da bir anlamda ilham olan bu romanın üzerinden nasıl on yıllar geçtiyse, Batı dünyasının oluşturduğu köprünün altından da çok sular aktı ve bugün Batı ne o Batı ne de köprü o köprü. Açıkçası Batı’da artık […]

20 Temmuz 2017 Perşembe - 0 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

“Batı Cephesi”ndeEvanjelik Çatlamalar!

Batı Cephesi’nde düne kadar belki değişen bir şey yoktu. Fakat artık öyle değil. Zira bu yazının başlığına da bir anlamda ilham olan bu romanın üzerinden nasıl on yıllar geçtiyse, Batı dünyasının oluşturduğu köprünün altından da çok sular aktı ve bugün Batı ne o Batı ne de köprü o köprü.
Açıkçası Batı’da artık işler hiç de iyi gitmiyor. Tam anlamıyla bir dağılma sürecinde. Bunu en başta Batı’nın kendi asli değerlerine; ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi/İslam korkusu adı altındaki İslam düşmanlığı ve Haçlı ruhu şeklinde dönüşünden anlayabiliyoruz.
Batı’nın bu tarihsel kodlarına dönüşü, aslında içinde birçok yeni kırılmayı da beraberinde getiriyor ve bunun sadece İslam dünyası ile sınırlı kalmasını beklemek ise çok büyük bir saflık olur.

Zira Batı’da işler bozuldukça bunun sorumlularını arama hadisesi, dolayısıyla da kendi içinde bir hesaplaşma sürecinin de önü açılmış durumda. Bu husus, Batı hafızasında hiç de olumlu bir yere sahip değil. İki büyük dünya savaşı sonrası Batı ilk defa böylesi bir çıkmazın içinde bulunuyor. Bu oldukça önemli bir gelişme.

Dolayısıyla, Batı’nın içinde bulunduğu çöküş sürecindeki temel gelişmeleri-parametreleri anlamak oldukça önemli. Çünkü bu parametreler bizi aslında çok daha farklı bir noktaya götüreceğe benziyor.

Birer ezber olarak karşımıza çıkan son dönem ağırlıklı bildik gelişmeler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
1) SSCB’nin dağılma sürecinde Berlin Duvarı’nın yıkılması ile birlikte sembolleşen Soğuk Savaş’ın sona ermesi burada ilk önemli kırılma noktasının ortaya çıkışı. Beklentilerin tam tersine, ABD’nin dolayısıyla da Batı’nın artık küresel güç olma tekelini ve oyun kurma kabiliyetini büyük ölçüde kaybetmesi.

2) Yükselen Doğu faktörü ve bu bağlamda süreç içerisinde Çin, Rusya, İran ve Türkiye arasında de facto bir İttifakın kuruluşu ve Batı’ya meydan okuması.

3) Bu ülkelerin, oyun bozucu olmanın ötesinde, birer oyun kurucu olarak başta kendi yakın çevreleri olmak üzere, tarihsel-coğrafi nüfuz alanlarında her geçen gün artan varlıkları; Batı’nın manevra alanını daraltmanın ötesinde, gücünün kaynağını ortadan kaldırması.

4) Bu bağlamda ABD’nin önce küresel ardından da Batı dünyası üzerindeki liderlik vasfını yitirmesiyle birlikte bu cephenin kendi içerisinde baş gösteren liderlik sorunu.

5) İktisadi-mali anlamda içinde bulunduğu kriz ve bu bağlamda 2008 krizinin halen atlatılamamış olması ve bu durumun beraberinde getirdiği hoşnutsuzluğun Bat içerisinde ulus-devlet anlayışlarını yeniden hortlatması.

6) Batı dünyasında çok kutupluluk arayışları ve bunun birer parçası olma hedefleri.

Fransız Genelkurmay Başkanı’nın İstifası Ne Anlama Geliyor?
Batı’daki iç kavga-çözülme süreci aslında daha derin ve şiddetli. Brexit, bu anlamda derinler arasında devam eden mücadelede aysbergin sadece görünen yüzü. Ve bu bölünme öyle anlaşılıyor ki, Evanjelizm ile yeni bir boyut kazanacak. Son gelişmeler bununla ilgili çok ciddi emareler taşıyor.
Bu gelişmelerle ilgili ilk somut sorgulamalar bilindiği üzere ABD’de başladı. İngiltere ile önemli bir dönüm noktası yaşadı. Almanya ve Fransa ikilisiyle de, eğer tam manasıyla birer bağımsız ülke olarak davranabilirlerse çok daha farklı bir boyut alacağa benziyor. Zira bu iki ülkede ciddi anlamda bir dip dalga hareketi ve rahatsızlık söz konusu.

Bu noktada bir son dakika gelişmesi olarak karşımıza çıkan Genelkurmay Başkanı Pierre de Villiers’ın istifası oldukça önemli bir yere sahip. İstifa her ne kadar Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanı Macron arasında bir sürtüşme sonucunda ortaya çıkmış gibi görünse de, basına da intikal eden şu iki husus aslında çok şey ifade ediyor: 1. Vizyon farklılığı; 2. Macron’un bazı politikalarına Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı itirazlar.

Meselenin bam telini oluşturan Fransa’nın vizyonu ve bu noktadaki politika değişikliklerinin ne anlama geldiğini Macron’un seçilme sürecinden ödemek zorunda olduğu diyet borcuna ve bunun Fransız devlet-toplum yapısında yol açtığı sonuçlara kadar bir sonraki yazımda detaylı bir şekilde ele almaya çalışacağım…                                                                                                                                                                                                                      Prof. Dr. M.Seyfettin Erol

Yorumlar kapatıldı.

iPortal Kodlayan: Özer Gül