saadet

“De Facto İttifak”tan ABD’ye Hodri Meydan!

“De Facto İttifak”tan ABD’ye Hodri Meydan!

“De Facto İttifak”tan ABD’ye Hodri Meydan! ABD’den Rusya’ya, Esad’dan Ruhani’ye, Çin’den Kuzey Kore’ye, Bağdat’tan Ankara’ya, “Yaşlı Kıta”sından “Yükselen Asya”sına kadar dünyanın hemen hemen her yerinde aynı tepki yükselişte: “Hodri Meydan!” Diplomasinin büyük ölçüde yorgun düştüğü, neredeyse havlu atmak üzere olduğu, buna karşılık silahların konuşmaya başladığı bu sürecin tek bir anlamı var: “Kıyamet Savaşı’na ramak kaldı.” […]

29 Haziran 2017 Perşembe - 0 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

“De Facto İttifak”tan ABD’ye Hodri Meydan!

ABD’den Rusya’ya, Esad’dan Ruhani’ye, Çin’den Kuzey Kore’ye, Bağdat’tan Ankara’ya, “Yaşlı Kıta”sından “Yükselen Asya”sına kadar dünyanın hemen hemen her yerinde aynı tepki yükselişte: “Hodri Meydan!” Diplomasinin büyük ölçüde yorgun düştüğü, neredeyse havlu atmak üzere olduğu, buna karşılık silahların konuşmaya başladığı bu sürecin tek bir anlamı var: “Kıyamet Savaşı’na ramak kaldı.”
Suriye, Irak ve Körfez merkezli ön plana çıkan son gelişmelerde ABD’nin takındığı aceleci ve agresif tavır, aynı şiddette ve hızda karşılık buluyor. ABD tehdit ettikçe karşısındakiler de ona anında meydan okuyor ve “hodri meydan” diyor. Başkan Donald Trump’ı çıldırtan ve kontrolden çıkartan da bu!
Örneğin, Washington yönetimin “Suriye hükümetinin başka bir kimyasal saldırıya hazırlandığı, bunun gerçekleşmesi halindeyse büyük bir bedel ödeyeceği” yönündeki açıklamasına ilişkin olarak Kremlin’in verdiği “Suriye’nin meşru hükümetine yönelik tehditler kabul edilemez” yönündeki açıklaması oldukça önemli.
Bu açıklamayı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bir Rus savaş uçağına binerken çekilen ve yayınlanan görüntüsüyle alt alta koyduğunuzda fotoğraf daha da netleşiyor. Esad, Rusya ile birlikte savaşa hazırız mesajını veriyor. Eğer halen durum net değil diyorsanız, o zaman Rusya’nın İran ve Türkiye boyutunda ortaya koyduğu duruşa bakmanızda fayda var. Nasıl mı?
De Facto İttifak!
O zaman hatırlatalım. Suriye krizinin başlangıcında, bu ülkeye yönelik askeri bir müdahale olduğu takdirde İran, bu ülke ile imzaladığı ittifak anlaşmasının gereği olarak savaşa gireceğini ilan etmişti. Bunu müteakiben Rusya’dan yapılan bir açıklama vardı ki, muhtemelen birçok kişinin gözünden kaçtı. Rusya, İran savaşa girdiği takdirde kendisinin de sessiz kalmayacağını belirtmişti. Tam anlamıyla bir domino savaş durumu söz konusuydu ve nitekim bu açıklamalar sonrası ABD adeta çark etmiş ve Türkiye’yi yalnız bırakarak Rusya-İran ikilisiyle birlikte Cenevre sürecini başlatmıştı.
İran’a yönelik bir müdahaleyi ya da İran’ın içinde bulunduğu bir savaşı Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak deklare eden Rusya, anlaşılan o ki benzeri bir tutumu de facto olarak Türkiye için de uygulamaya hazır. Moskova bunu her ne kadar açıkça deklare etmese de son dönem Türk-Rus ilişkileri, özellikle de 27 Haziran 2016 sonrası sahada yaşananlar bu tespitimizi ispatlıyor.
Dolayısıyla İran kadar, Türkiye’nin de girdiği bir savaş Rusya açısından Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlangıcı ile eşdeğer. ABD’yi asıl ürküten de bu. Çünkü izlediği politika Türkiye-Rusya-İran üçlü ittifakının her geçen gün daha da kemikleşmesine yol açıyor ve Rusya’nın sahip olduğu nükleer caydırıcılık oyununu bozuyor.
Moskova zirvesi sonrası Astana’da somutlaşan üçlü mekanizmanın garantör rolü bu gidişle Suriye ile sınırlı kalmayacak gibi. Gelişmeler, Suriye ile birlikte Irak ve Körfez’e kadar uzanan geniş bir coğrafyaya işaret ediyor. Son Katar-Suudi Arabistan krizinde Türkiye-İran ikilisinin ön planda, Rusya’nın ise arka planda oynadığı rolü ve Washington Post gazetesinde çıkan Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne olası üyeliğiyle ilgili son analizi bu anlamda göz ardı etmemek gerekiyor.
Burada, hiç kuşkusuz, Türk-Rus ilişkileri oldukça önemli bir yere sahip. Türk-Rus ilişkilerinde 27 Haziran sonrası ortaya çıkan tablo, tam anlamıyla Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı bir işbirliğine işaret ediyor. 16 Kasım 2001’den bu yana dikkatten kaçmayan husus, Türkiye-Rusya ikilisinin BOP/Avrasya Seddi Projesi karşısındaki kararlı tutumu ve bunun beraberinde yol açtığı bölgesel direnç boyutu.
Nitekim İran bu ikilinin yanında üçüncü bir aktör olarak yerini almış durumda. Zaman içerisinde buna Suriye, Irak, Katar ve hatta Azerbaycan ve Pakistan’ın da katılması muhtemel. Burada üç krizin alacağı boyut oldukça önemli: Suriye, Irak, Katar-Suudi Arabistan ve Yukarı Karabağ krizleri.
Suriye’de “Büyük Hesaplaşma”ya Doğru…
Öncelikli kriz ise, elbette Suriye. Suriye’de geri adım atan kaybedecek. Tavizsiz gidişat ise kaçınılmaz bir dünya savaşı. Tüm taraflar bunun farkında ama herkes bunu göze almış gibi davranıyor, aksi takdirde bu krizde kaybedeceklerini öngörüyorlar. Bu krizi kaybeden ise, son büyük oyunda büyük darbe almış olacak. Daha da ötesi Ortadoğu’dan başlamak üzere, dünyanın siyasi haritası değişecek ve güç merkezi büyük ölçüde belli olacak.
O yüzden, Türkiye-Rusya-İran üçlüsü her şeye rağmen ABD’nin oyununu bozmakta ve ona geri adım attırmakta kararlı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye sınırında ABD’ye rağmen İdlib ve Afrin’e yönelik olası bir operasyonu bunun bir göstergesi. 24 Ağustos 2016’da ABD’ye rağmen önce Cerablus’a sonrasında ise el-Bab’a giren Türk ordusu, ABD-PYD/YPG ikilisi mevcut tutumunu devam ettirirse bu sefer “Fırat Kılıcı”nı başlatacak.
Bunun için şartlar fazlasıyla mevcut. Türkiye’nin buradaki mevcut çıkışı sadece kendi güvenliği adına değil, Suriye merkezli bölge güvenliği adına olacak. Dolayısıyla bu müdahaleyi sadece Türkiye’nin kendi çıkarları ve bekası adına yürüttüğü operasyonun bir parçası olarak görmemek lazım.
Bu bağlamda İran ve Rusya’nın Suriye’nin toprak bütünlüğüne yaptığı son açıklamaları, Rusya Devlet Başkanı Putin’in “Suriye’de iç savaş fiili olarak bitmiştir” açıklamasını dikkatlice değerlendirmekte fayda var. Zira Putin bu ifadesiyle Suriye’de IŞİD/DEAŞ sonrası herhangi bir oldu bittiye müsaade etmeyeceklerini, Suriye’yi böldürmeyeceklerini söylüyor.
Bu ifade doğrudan doğruya PYD/YPG’ye yönelik gibi görünse de aslında asıl muhatabının ABD olduğu ortada. Nitekim bu açıklama sonrası Suriye ordusu PYD/YPG’yi vurdu. ABD de Suriye savaş uçağını ve İran insansız hava aracını. Türkiye’ye de Suriye ve Irak sınırından havan-roket attırıp duruyor ve PYD/YPG başta olmak üzere bölgedeki tüm terör örgütlerini aşırı bir şekilde, sofistike silahlara kadar donatıyor.
IŞİD/DEAŞ sonrası da bu silahlandırma devam edecek açıklaması, verilen silahlar arasında tanksavar ve uçaksavar sistemlerinin de olması, aslında ABD’nin nasıl bir savaşa hazırlandığını ve Rakka sonrası operasyonun yönünün neresi olacağını açıkça ortaya koyuyor. Eş zamanlı bir “Kürt Devleti” ilanı ile bölgeyi bir ateş içine sürüklemek istiyor. Bu da ABD’nin hodri meydanı.
Kısacası herkes birbirine hodri meydan diyor ve korkak tavuk oyununu oynuyor. Peki, bu oyun nasıl neticelenir? Eğer birisi direksiyonu kıracaksa kim kırar, oyunun korkak tavuğu kim olur? Bir sonraki yazımda bu soruların cevabını vermeye çalışacağım.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          Prof. Dr. M.Seyfettin Erol

Yorumlar kapatıldı.

iPortal Kodlayan: Özer Gül