saadet

Güç ve Adalet Ali Haydar Haksal

Güç ve Adalet                                                                       Ali Haydar Haksal

Güç ve Adalet Bu iki kavramı bir arada düşünemiyoruz. Birbirinin zıddı. Biri baskın çıkar, diğeri ise pusar içine siner. Birbirini dengeleyen hak ve adalet kavramları kendi bütünlükleri içinde değer ve anlam kazanırlar. İdeolojiler dayatmacıdır. Kendi inanışından başkasına izin ve yol vermez. Yaşama alanı bırakmaz. İnsanı sınırlar. Sınırlamakla kalmaz, kendisi gibi olmaya mecbur eder. Kişiler kendi […]

21 Haziran 2017 Çarşamba - 0 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Güç ve Adalet

Bu iki kavramı bir arada düşünemiyoruz. Birbirinin zıddı. Biri baskın çıkar, diğeri ise pusar içine siner. Birbirini dengeleyen hak ve adalet kavramları kendi bütünlükleri içinde değer ve anlam kazanırlar. İdeolojiler dayatmacıdır. Kendi inanışından başkasına izin ve yol vermez. Yaşama alanı bırakmaz. İnsanı sınırlar. Sınırlamakla kalmaz, kendisi gibi olmaya mecbur eder.
Kişiler kendi anlayışı ile hareket ederlerse bu, sadece kendileri için geçerli olur.
İslâm, hakkı ve insanlığı önceler. Adalet ve hak anlayışı hayatın bütün alanları için geçerli.
Bugün Müslümanlar, İslâm ahlâk ve hukuk anlayışıyla hareket etmiyorlar. Edemezler de. Çünkü laik, seküler ve Batı ruhlu bir sistemin üzerinde oturuyorlar. Onunla yönetiyorlar. Onun içindir ki kararları sistemin ruhuna uygun olur. Kişiler Müslüman olsalar bile aldıkları kararlar inanç anlayışları ile bağdaşmaz.
Yönetenler Müslüman, yaşayış biçimleri buna uygun olunca onların Batı ruhlu sistem içinde aldıkları kararlar ne yazık ki İslâm’a mal ediliyor. Bu, İslâm’a yönelecekleri engelliyor ya da zihnî kuşkular oluşturuyor.
Müslüman olmanın sorumlulukları ağır. Çünkü insanın korunması, haklarının gözetilmesi, âdil olunması gerekir. Hz. Ali’nin Mısır Valisi Eşter oğlu Malik’e gönderdiği uzun mektup bir anlamda belirleyici. Yöneticinin sorumlulukları, davranış biçimleri, adalet ve ahlâk anlayışı tanımlanıyor. Bu uzun mektup, Toprağın Oğlu Hz. Ali (ra) kitabımızın 558. sayfasında yer alıyor. İnsanın zaafları ayak bağı.
Sultanlar, krallar, demokrasi ile gelenler hak ve adaletten ayrıldıklarında insanlara ve adaletle hükmedenler üzerine baskı kurarlar. O zaman o toplumda adaletten ve haktan söz edilemez.
Adaletin hassas terazisi bağlayıcı. Karar veren fakih, hâkim veya her kimse vicdanı aşan kimse huzur içinde olamaz. Çünkü karar verme bir hak işidir. Halis niyetle, hak rızası için bir işe ve duruma yeltenen, kendi nefsini ve üzerinde bulunanların baskısını göz ardı etmek zorunda. Eğer bunlar gözetilmiyorsa sağlıklı bir karar veremez.
Günümüz karmaşasında hak ve adaletten söz etmek oldukça zor. Her dönemin yönetim baskısı karar vericiler üzerinde etkili. Dönemden döneme hak ve adalet anlayışı değişebiliyor. Bir dönemin, 28 Şubat sürecinin savcısı, “Militan Demokrasi” sistemini koruma adına en ağır cezaları vermekle kendini yükümlü görmüştü. Kişilerin gözyaşına bakılmamıştı.
İnsanların adalet karşısındaki çaresizlikleri sokağa dökülmelerine neden olmuştu. Başörtüsü sorunu için milyonlarca insanın hak arayışı, meydanlarda, yollarda gösterileri, el ele tutuşmaları bir sivil haktı. Ne ki bu, mevcut sisteme göre suç sayıldı, evlerden insanlar toplandı, mahkemelerde haksızca yargılandı. Tam bir zulüm vardı.
İnsanlar adaletten, hukuktan umutlarını kesince doğal olarak sivil tepkilerini gösteriyorlar.
Elan bugün için de bu geçerli. Çünkü bir güvensizlik var. Bir furya yaşanıyor. İnsanlar yargılanıyor. Bunların içinde mazlum insanların sayısı az değil. Bu insanların hakları ne olacak? Kurunun yanında yaş olanların yanması durumu kurtarır mı? 28 Şubat sürecinin mazlumlarının ahı dönemin yöneticilerinin sonu oldu. Halkın tepkisi çok ağır oldu. Yeni bir iktidara yol verdi ve güven sağladı.
Sivil tepkilerin dalgası dipten gelir. Güce çok da güvenmemek gerekir. Çünkü gücün gücü bir yere kadardır. Bir süre sonra söz konusu güç yenilir. Jakoben İttihatçı geleneğin yerle bir oluşu başka nasıl izah edilebilir.
Sivil tepkileri asla küçümsememek gerekir. Güce güvenerek de gururlanılmamalı. Nice güç sahiplerinin yerinde yeller esiyor.
Kalıcı olan, ne yapıp edip mazlumları korumalı. Onlar için gerekir ise kimi çıkarlardan ve arzulardan vazgeçilmeli. Eğer Müslüman yöneticiler hak anlayışının dışına çıkarlarsa, insanların Müslümanlara olan güveni azalır. Bu da ağır bir vebal olur.

Yorumlar kapatıldı.

iPortal Kodlayan: Özer Gül