saadet

İslâm’da devlet ve siyaset

İslâm’da devlet ve siyaset

İslâm’da devlet ve siyaset İslâm dininin doğuşu, gelişimi ve geçirdiği evreler incelendiği zaman görülecektir ki, İslâm, kültürel, siyasal, ekonomi ve hukuk alanlarına ilişkin düzenlemeler getirmiş; sosyal yaşamın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutan bir din olarak ortaya çıkmıştır. İslâm’ın bu bütüncül yapısı, onun sadece bir din olmadığı, kültürel ve toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her […]

23 Nisan 2018 Pazartesi - 0 kez izlenmiş
Facebook 0 Twitter 0

İslâm’da devlet ve siyaset

İslâm dininin doğuşu, gelişimi ve geçirdiği evreler incelendiği zaman görülecektir ki, İslâm, kültürel, siyasal, ekonomi ve hukuk alanlarına ilişkin düzenlemeler getirmiş; sosyal yaşamın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutan bir din olarak ortaya çıkmıştır. İslâm’ın bu bütüncül yapısı, onun sadece bir din olmadığı, kültürel ve toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her alanına müdahil olduğunu ve siyasal bir düzen (sistem) önerdiğini göstermektedir. İslâm’ın temel referansı “tevhit”tir ve Yaratıcı’nın hayatın her alanında hâkimiyetini öngörür. Tevhit, Allah’ın birliğini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de, “Deki o Allah birdir…”, “İlahınız bir tek Allah’tır” denilmekte, başka bir ayette de, “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir” (Enbiya, 22) buyrularak âlem (evren) bir bütün olarak ele alınmaktadır. Yaratıcının bütün âlemi ihata ettiği inancı, sadece dini hayata değil, hayatın tümüne müdahil olduğunu ve bu alanlara da tıpkı âleme nizam verdiği gibi nizam verdiğini gösterir.

İnsanı şerefli yaratan Allah (C.C.), insanın şerefini korumak için de “hayat, din, akıl, mal ve neslin” korunmasını teminat altına almıştır. Kur’an-ı Kerim’de, “Andolsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık” derken insanın şerefine işaret edilir. Kur’an’da, “Allah müminlerden, mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır” (Tevbe, 111) denilerek karşılıklı bir akitleşmeden bahsedilir ve akdin yerine getirilmesi istenir. Yüce Yaratıcı “namaz, oruç, hac, zekât, kurban ve cihat” gibi ibadetleri emreder, “gıybet etmemeyi, yalan söylememeyi, haksızlık yapmamayı, kötü zanda bulunmamayı, yalan yere şahitlik yapmamayı, harama bakmamayı, kibirli olmamayı, haksızlıklara karşı mücadele etmeyi, anne babaya itaat ve iyilik yapmayı, komşuya ve akrabaya yardım etmeyi” ve daha nice ahlaki görevi verir. “Adam öldürmek, zina etmek, hırsızlık yapmak, yol kesmek (eşkiyalık, terör)” gibi fiileri işleyenlere belirli cezalar öngörür.

İslâm’a göre, deizmin inandığı gibi “insan başıboş” bırakılmamış, sekülerizmin iddia ettiği gibi “dini sadece yaratıcıyla insan arasında” görmemiş, hayatın her alanına hükmetmesi öngörülmüştür. İslâm’ın kültürel, ekonomik, hukuksal, sosyal ve siyasal alanının tamamına dair kuralları vardır. Kaldı ki bu kuralların bir kısmının (ukûbat) uygulanması ancak devletle mümkündür. İslâm’ı tebliğ ve uygulamakla görevli Resûlullah, daha Mekke’den Medine’ye “hicret” eder etmez hicrete katılan muhacirler ile Medine’de Müslümanlara ev sahipliği yapan ensarı kardeş ilan etmiş ve vakit kaybetmeden İslâm devletini (622) kurmuştur.

Medine’de nüfus sayımı yaptırıp, devletin sınırlarını belirledikten sonra ilk İslâm Anayasası’nı oluşturmuştur. Besmele ile başlayan Anayasa 47 maddeden oluşuyordu. Müslümanların hâkimiyeti altındaki putperest Medineli müşrikler ve burada yaşayan Yahudiler de bu anayasa tabi olduklarını taahhüt ediyorlardı. Bu devlette diğer unsurlar bulunmasına rağmen yetki Peygamberimize, hâkimiyet, adaleti tesis edecek olan Müslümanlara teslim edilmişti. Böylece İslâm’ın üstünlüğüne ilâveten, izzet üstünlüğü de devlet eliyle Müslümanlara verilmişti. Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize (S.A.V.) hitaben: “Gerçekten biz sana kitabı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin” (Nisa, 105) ve başka bir ayette, “Biz Resullerimizi beyyinelerle (donatarak) göndeririz ve onlara kitap (la beraber) mizan (usul) indiririz ki; insanlar adaleti ayakta tutsun… Demiri de indirdik; onda ağır tehlikeyle birlikte insanlığa faydalar var; esasen, Allah ve Resulüne dolaylı olarak kimin yardımcı olacağı bilinsin: Allah izzetlidir, güçlüdür…” buyrularak adaleti sağlamak ve Müslümanların izzetlerini korumak için devletin gerekliliği vurgulanır.

 

Siyami Akyel / Milli Gazete

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

iPortal Kodlayan: Özer Gül