saadet

Muhafaza-i kâr

Muhafaza-i kâr

Burak Kıllıoğlu 27 Mayıs 2014 Salı 00:21   Türkiye’nin son birkaç on yıldaki durumunu anlamanın yolu muhafazakarlığa kafa yormaktan geçer büyük ihtimalle. “Zalim düzenin muhalifliği ve alternatifliğinden”, mevcut düzenin yani “statükonun devamını muhafaza etmeye” uzanan ilginç bir süreç yaşanmaktadır ve bu süreç, ülkenin mütedeyyin insanlarını da adeta bir turnusol testine tabi tutmaktadır.     Belki […]

27 Mayıs 2014 Salı - 0 kez izlenmiş
Facebook 0 Twitter 0
Burak Kıllıoğlu
27 Mayıs 2014 Salı 00:21

Türkiye’nin son birkaç on yıldaki durumunu anlamanın yolu muhafazakarlığa kafa yormaktan geçer büyük ihtimalle. “Zalim düzenin muhalifliği ve alternatifliğinden”, mevcut düzenin yani “statükonun devamını muhafaza etmeye” uzanan ilginç bir süreç yaşanmaktadır ve bu süreç, ülkenin mütedeyyin insanlarını da adeta bir turnusol testine tabi tutmaktadır.

 

 

Belki de kafaları karıştıran en temel nokta, Batı’dan aparma tanımları kendi yaşantımıza olduğu gibi “monte etmeye” çalışmamızdır. Sokaktaki adamın “sağ” ve “sol”a izafe ettiği anlam, bu kavramların gerçek mahiyetleri ve ifade ettikleriyle pek de örtüşmüyor bir kere. Avrupa’da kast edilen “muhafazakarlık” ile Türkiye’deki yansıması, birbiriyle ne kadar örtüşür, tartışılır. Türkiye’de, bu kavramın karşılık geldiği alan olarak “maneviyatçı” ve “mukaddesatçı” kavramları ön plana çıkar. Bu kavramın İslami cenahtaki karşılığında, bir “mevcut durum savunusu” olmadığı da tarihi süreçten de anlaşılabilir.

 

 

Akif Emre, birkaç gün önceki Yeni Şafak’taki yazısında “Müslüman zihnin ilahi olanı/kutsalı/emaneti muhafaza etme cehdi ile modern siyasal eğilim olarak muhafazakarlığın davranış kodlarının birbirinden farklı olduğunu belirtmeliyim” derken, bu noktaya değinmiş. Emre, ayrıca şu önemli tespiti yapıyor: “Türk siyasal hayatının adına muhafazakar denebilen sağ partilerinin tümünün beyin kadrosu, dünya tasavvurları en az Kemalist sol kadar batıcıdır.” İşte burada, Batı’dan motamot aparılan kavramların bu bünyeye ne derece uyumsuz olduğunu ve bu noktada devreye bir “katalizör”ün girmesi gerektiğini görüyoruz.

 

 

Bu katalizör “yerlilik”tir. Yerlilik, bir medeniyet tasavvuru ve iddiasını da içinde barındırır ve “bu ülkenin kendi ruh köküne” yaslanmayı tercih eder. Bu bakımdan, muhafazakar tanımı, “maneviyatçı” ve “mukaddesatçı” şeklinde tanımlanan kitleleri tanımlamakta yeterli gelmez. Hatta tanımlamakta kullanılamaz. “Muhafazakar” ifadesi, olsa olsa, birtakım hassasiyetleri ve küresel nizama “çıkıntılık yapan” noktaları törpülendikten sonra “maneviyatçı” ve “mukaddesatçı” kesimden geriye kalanları adlandırmakta kullanılabilir. Küresel emperyalizmin ve onun neoliberal politikalarının uygulayıcısı konumundaki günümüz muhafazakarları, tam da bu arta kalanlardır işte.

 

 

Dünün maneviyatçı ve mukaddesatçılarının, iktidar imkan ve yetkilerine, dünyevi zevk ve fırsatlara uzakken varolagelen tavırlarıyla, bugün iktidar ve güç sahibi olunduktan sonra geliştirdikleri tavırlarını baştan ayırmak gerekiyor. Tabir-i caizse muhalefetteyken “maneviyatçı ve mukaddesatçı” çizginin izleğini eksiksiz takip eden, bir dava ve ideal uğruna sömürü ve zulüm düzenine alternatif olmaya soyunan bir kesimin, gücün merkezine yerleştikten sonra tam bir “muhafazakar” role soyunduğu, bu tavrı içselleştirdiği göze çarpıyor. Bir nevi, davayı ve ideali, güç ve otorite uğruna feda etmek olarak özetlenebilecek bir keyfiyet karşımıza çıkıyor. Tüm birikimlerin bir çırpıda çöpe atılmasıdır bu.

 

 

Geçmişin milli ve dini hassasiyetlere dayalı “maneviyatçı” ve “mukaddesatçı” gömleğini (Milli Görüş gömleği de diyebilirsiniz) çıkarıp, “muhafazakar demokrat” gömleği sırta geçirmenin sonucunda herhangi bir sağ iktidarın refleksleri ve düşünme tarzıyla amel eden “muhafazakarlar” vardır ortada. Sağ iktidarların Amerikancı, AB’ci, yani Batıcı tavrının üzerine hafiften bir “mütedeyyin” cilası çekip, uygulamada sonuna kadar neoliberal politikaları uygulamaktır aslında “muhafazakarlık”. Çarpık gelir dağılımı değil de, sayısı 60 küsur bin olan milyonerlerin sayısının artmasıyla ilgilenmektir. İşsiz insanlar yerine işsizlik istatistiğine kafa yormaktır. Üretime, emeğe, çalışana değil de borsa endeksinin artıp azalmasına tasalanmaktır belki de.

 

 

Velhasıl-ı kelam, maneviyatçı ve mukaddesatçı çizgiyi reddedip, “her yol mübah” pragmatizmi ve “önce rant” bakışıyla dünya genelinde hüküm süren zalim sömürü düzenine eklemlenmenin diğer adıdır muhafazakarlık. Milli ve dini hassasiyetleri es geçip, “muhafaza-i kar” noktasına savruluştur. Buradaki “kar”ı sadece maddi olarak düşünmeyelim.

 

Yorumlar kapatıldı.

iPortal Kodlayan: Özer Gül