saadet

Niçin çok çalışmamız gerekiyor Turgut Akyüz

Niçin çok çalışmamız gerekiyor      Turgut Akyüz

“Herkes adalet ister ama kimse adalet için çalışmaz. Halbuki Allah, adaleti, insanların eliyle tecelli ettirir.” Hz. Ömer RA… Yeryüzünde zulüm yani savaş, açlık ve huzursuzluk olduğunu kabul ediyoruz. Kötü ve yanlış şeylerin hüküm sürdüğünü de biliyoruz. Zulmün ortadan kalkmasını, iyiliğin ve güzelliğin her yere hâkim olmasını istemeyenimiz yoktur illaki. Peki, bütün bunlar için ne yapıyoruz […]

13 Aralık 2016 Salı - 0 kez izlenmiş
Facebook 0 Twitter 0

“Herkes adalet ister ama kimse adalet için çalışmaz. Halbuki Allah, adaleti, insanların eliyle tecelli ettirir.”
Hz. Ömer RA…
Yeryüzünde zulüm yani savaş, açlık ve huzursuzluk olduğunu kabul ediyoruz. Kötü ve yanlış şeylerin hüküm sürdüğünü de biliyoruz.
Zulmün ortadan kalkmasını, iyiliğin ve güzelliğin her yere hâkim olmasını istemeyenimiz yoktur illaki.
Peki, bütün bunlar için ne yapıyoruz
1. Zulüm ortadan kalksın ve hak galip gelsin diye dua ettiğimiz doğrudur. Fakat duanın şartlarını yerine getiriyor muyuz Dua için amel şarttır. Tüm peygamberler, en son kertede Allah’a dua ederek zulmü ve batılı ortadan kaldırması; adaleti ve hakkı galip kılması için dua etmişlerdir. Bu en son ana kadar da gece gündüz çalışmışlardır. İşte bu yüzden onların duası makbuldür. Nuh Aleyhisselam, dokuz yüz sene tebliğ yapmış ama bu süre zarfında hiçbir şeyden şikayet etmemiş ve yılmamıştır. Ve dahası bu süre zarfında yalnızca tek bir kez sorumluluklarını yerine getiremediğini ifade ederek halkını Allah Teâlâ’ya şikâyet etmiştir.
2. Hak ve adalet galip gelsin diye ibadet ediyoruz demek de yeterli değildir. Zira ibadetlerimiz, ancak bize verilen nimetlerin bir şükrüdür. Bu yüzden ibadetlerin karşılığında dünyada bir şeyler beklemek de kulluk adabına pek uygun değildir. Namaz, farzdır. Kılınması için ne bir şart ne de bir karşılık beklenemez. Bunun pazarlığı da yoktur.
3. “Biz birilerini destekliyoruz ve birilerine tabiyiz; bizim vebalimiz yok, onlar çalışsın” demek de yeterli değildir. Zira desteklediğimiz ve peşinden gittiğimiz kimselerin, bu konuda neler yaptığını sorma hakkımız ve onları kontrol etme vazifemiz vardır. Eğer bu kimseler, görevlerini ifa etmiyorlarsa, hâlâ bunların peşinden gitmek vebaldir. Bu durumda bu görevi yapanları ya da yapma kabiliyeti olan kimseleri desteklemek gerekiyor. Zira yarın ilahi azap geldiğinde, hiçbir metbû bizi kurtaramayacağı gibi mahşerde de böyle bir bahane ile kendimizi kurtarmamız mümkün değildir. Gemiyi kaptan idare eder ama gemi battığında sadece kaptan zarar görmez.
4. Bugün İslam namına konuşanlar, iki meselede bir sistem ve çözüm ortaya koymuyor: Aile ve iş hayatı (ticaret, çalışma, alışveriş ve diğer ekonomik konular). Oysa evlilik, dinin yarısı. Şu halde dinin yarısını anlatmıyoruz. İbadetin onda dokuzu ise helal rızık. Rızık meselesini ihmal ettiğimizde ibadetlerimiz de gidiyor. Rızık haram olunca, dua ve namaz (kamil manada) makbul olmuyor. Yine oruç da eksik oluyor. Helal rızıktan verilmeyen zekat da sadece günah getiriyor. Hac da yine helal rızık ile olmalı ki gerçek anlamda hac olsun. Şu halde geriye dinin kaçta kaçı kalıyor acaba Dinin kaçta kaçını yaşıyoruz Kaçta kaçını öğretiyoruz
5. Bugün, hak ve adalet için, sistemli ve şuurlu olarak mücadele eden kimse çok az. Çok az diyoruz zira şayet böyle kimseler hiç olmasa idiler, bu nesil helak olup giderdi. Zira eski kavimlerin durumuna baktığımızda; peygamberler, dini tebliğ edebildikleri sürece, Allah Teâlâ, insanlara mühlet veriyor. Hatta kimse peygamberlere (Aleyhimüsselâm) iman etmese bile helak gelmiyor. Ama ne zaman ki peygamberler artık tebliğ edemeyecek derecede zor durumda kalır ya da müminler nefes alamayacak hale gelirlerse; işte o zaman helak ve azap geliyor. Şu halde, insanlığın başına kötü felaketler gelmemesi için, mücadeleye şuurlu ve sistemli olarak, sabırla devam etmeliyiz.
6. Bu konu ile alakalı bir başka önemli mesele; hak ve adaletin hâkim olması için yapılan mücadelenin yetersiz olmasıdır. Bu mücadele farzı kifayedir. Yani birileri bu görevi başarı ile ifa ederse, diğer insanlardan sorumluluk kalkar. Fakat bu görev yapılamazsa yani başarı ile ifa edilemez ise, tüm insanlar bu vazifeden mesul olur. Yani farzı kifaye, kimse tarafından yapılmadığı durumlarda farzı ayın halini alır. Şu halde; bu işin farkında olan ve elinde imkan bulunan herkesin; gevşeklik, tembellik, yılgınlık göstermesi asla mümkün ve doğru değildir. Böyle iman, şuur ve imkan sahibi kimselerin; yeryüzünde zulme maruz ve haktan habersiz tek bir insan kalmayıncaya kadar, bütün fuzuli ve daha az ehemmiyetli işlerini bırakarak, gece gündüz çalışması farzdır, görevdir, vebaldir…
Nasıl Çalışmalıyız
Nuh Aleyhisselam, azimle nasıl çalışılacağını şu maddeler ile özetlemiştir:
– Gece gündüz mücadele etmek.
– Açıktan ve gizlice tebliğ yapmak.
– İnsanları tek tek veya gruplar halinde her bulduğunda onlara doğruları söylemek.
– İnsanlara adalet ve hakkı uyguladıklarında kendilerini ne gibi güzelliklerin beklediğini anlatmak.
– Zulüm ve batıl ile hükmettiklerinde, kendilerini dünya ve ahirette ne gibi felaketlerin beklediği konusunda da insanları ikaz etmek. (Nuh Suresi, 5-22. Ayeti kerimeler).
– İnsanların tehditlerine aldırış etmemek.
– İnsanlardan karşılık ve iltifat beklememek.
– Kendi ailesi tarafından bile olsa kimseden anlayış ve destek beklemeden yoluna devam etmek.
– Bu yolun doğru olduğundan asla şüphe etmemek.
– Bu davanın başarıya ulaşacağı konusunda en ufak bir endişe taşımamak. (Şuârâ Suresi, 105-122. Ayeti kerimeler).

Yorumlar kapatıldı.

iPortal Kodlayan: Özer Gül