saadet

Öğretmen manzaraları Dr. İhsan Alperen

Öğretmen manzaraları         Dr. İhsan Alperen

Öğretmen manzaraları                          Dr. İhsan Alperen Eğitim ortamlarına dair örnekleri, iftira ve karalama gibi hususlar olmadığı sürece “otokontrol” olması bakımından önemsiyorum. Çünkü okul ortamında, kendi geleceklerini belirleyen gençler yetişmekte ve yetiştirilmektedir. Okulda olup biten iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-eğri her şey gençler için birer “örnek” olmaktadır. Her öğrenci farkında olarak veya olmayarak eğilimine göre bunlardan nasibini almaktadır. Hiç […]

21 Aralık 2010 Salı - 0 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Öğretmen manzaraları                          Dr. İhsan Alperen

Eğitim ortamlarına dair örnekleri, iftira ve karalama gibi hususlar olmadığı sürece “otokontrol” olması bakımından önemsiyorum. Çünkü okul ortamında, kendi geleceklerini belirleyen gençler yetişmekte ve yetiştirilmektedir. Okulda olup biten iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-eğri her şey gençler için birer “örnek” olmaktadır. Her öğrenci farkında olarak veya olmayarak eğilimine göre bunlardan nasibini almaktadır. Hiç kimse mükemmel değildir, fakat toplumu özellikle de gençleri ilgilendiren birtakım yanlışlıkların ifade edilmesi gerekir.

Öğrenciler, öğretmenleri değerlendirirken genellikle sübjektif davranırlar. Ön yargıları her zaman olmasa da hatırı sayılır derecede kendini belli eder. Meselâ dersini doğru dürüst işlemeyen fakat sınıfı çeşitli uğraşlarla meşgul eden “bol notlu öğretmenleri” öğrenciler sever. “Ders konularını nasıl olsa dershanede öğreneceğim” diyerek, bulunduğu okuldaki dersleri savsaklayan / kaynatan ya da kaynatmak isteyen öğrenci çoktur. Ancak, ilköğretimin birinci devresinde, henüz hayatın düzenbazlığına uymamıştır çocuklar vardır. İşte size yaşanmış iki örnek…

Bir arkadaşım (AY) anlattı.

“Geçen gün bir markette alışveriş yapıyordum. Yüksek sesle konuştukları için bir anne ile kızının konuşmalarına kulak misafiri oldum. Kızın elinde defter vardı,

- “Anne, bak defter aldım, din defteri yapacağım” dedikten sonra öğretmeni hafife alan ve alay eden bir kelime kullanan kızına, anne müdahale ederek,

- “Kızım, öğretmene öyle denmez, ayıptır” uyarısında bulundu.

- “Amaan anne! O öğretmene söylenir, hem zaten o öğretmen bile değil ki!”

- “Kızıııım! Ayıp oluyor ama!”

- “Ama anne öğretmen sınıfta hiç ders anlatmıyor ki!”

- “Peki ne yapıyor kızım?”

- “Hep mesaj çekiyor, anne!”

- “Kızım, öğretmeninizin çok önemli bir şeyleri vardır sizin bilmediğiniz. Hastanede bir hastası olabilir, bilemeyeceğimiz başka önemli bir durum söz konusu olabilir. Bir sefer, iki sefer mecbur kalıp mesaj çekmiş olabilir, elbette olmaması gerekir ama olmuş işte!”

- “Yok, anne o öğretmen ders saati boyunca elinde telefon, devamlı mesaj yazıyor.”

Dayanamayıp çocuğa kaçıncı sınıfa gittiğini sordum:

- “Dörde gidiyorum” dedi.

Çocuğun, ilk defa din dersi görmeye başladığı yıl ilköğretimin dördüncü sınıfı…

Başka bir ifade ile çocuğun “din” ile ilk karşılaşması ve tanışması; karşısında da öğrencinin olumsuz yargısına sebep olacak şekilde davranan bir öğretmenin bulunması!

Bir çocuğun “din dünyası”nın doğru bir şekilde oluşmasına yardımcı olmayan bu öğretmenin, yaptıklarını duyunca utandım, çocuğun arkasından bakakaldım.”

Elbette her din dersi öğretmenini bu kategoriye koyamayız. Her türlü iftiraya, tuzak kurmalara rağmen büyük gayret ve özveriyle görevlerini hakkıyla yapan çok değerli din dersi öğretmenlerini anmamak mümkün değildir. Fakat tek de olsa olumsuz örnek bulunması insanın içini sızlatmaktadır. Çünkü bu öğretmenin sınıfında bulunan çocukların kötü izlenimlerini hayatları boyunca onların zihinlerinden silmek mümkün olmayacaktır.

Yine öğretmen-öğrenci ilişkileriyle ilgili başka bir olayı da paylaşmak istiyorum. Bir öğrenci mealen şunları anlatmıştı: Fen bilgisi öğretmenimiz sınıfta her birimize defterlerimize yapmamız için ödev vermişti. Hafta boyunca akşamları özenle yaptığım ödevi öğretmene göstermek için götürdüm, fakat öğretmen ödevlerimize bakmadı. Her hafta, “ya bu hafta bakarsa!” korkusuyla ödevimi yanımda götürdüm, yine de bakmadı. Eve geldiğimde, “Anne! Öğretmen bugün de ödevlerimize bakmadı!” diyerek tepkimi annemle paylaştım hep…

Fen bilgisi öğretmenimiz dersinde konuları anlatmazdı; memleketindeki köyünden, köyünün güzelliklerinden, çocukluğunda yaptığı haylazlıklardan veya köyünde yaşadığı olaylardan bahsederdi. Çoğu zaman da bunları tekrarlayarak ders süresini doldururdu. Dersin bitimine 10 dakika kala, “Çocuklar konumuza gelince…” derdi, fakat bir türlü konuyu işlemeye vakit olmazdı ve konumuza sıra gelmezdi.

Bu öğretmenin fen bilgisi dersinde öğrenmem gereken bilgileri, dershanede, diğer derslerinde zamanından “vakit çalarak” uzun uğraşlar sonunda öğrenmeye çalışmıştım. Girdiğim büyük sınavda da, eksiğim sadece fen bilgisi dersinden olmuştu.

Sayılarının az olmasını umduğum bu öğretmenlerin, böyle bir davranışta bulunmaya ne hakları vardır? Öğretmenlerin sınıfta ne yaptığını veya ne yapmadığını kontrol eden bir merci yok mudur? Eğitim, her öğretmenin istediği gibi davrandığı bu kadar başıboş bir ortam mıdır? Öğrencilerin, özellikle kendi kendilerine yapamayacakları derslerin sorumluluğu kime ait olacaktır? Öğretmen okumak, öğrenmek isteyen çocukların hem “vaktini çalıyor” hem de kazandığı ücreti hak etmiyor. Bunun aynısını yıllar önce ben de yaşamıştım.

Elbette sadece öğretmenin değil, okul müdürünün, öğrencinin, velinin hâsılı herkesin içinde “vicdan” olacak her şeyden önce, yoksa MOBESE kameralarından medet ummaya başlarız

Bir Cevap Yazın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

iPortal Kodlayan: Özer Gül